Gezi & Tatil 16 Ağustos 2014, 16:31

Yaz aşkı Londra…

Londra her mevsim güzeldir ama yaz aylarında o dev parkların çimlerine uzanıp saatlerce dinlenmek, özgürce yürümek başka güzel taze Londra notları… Levent Özçelik yazısı…

Parkın içinde iki müthiş deneyim

Gezecek çok yer, yürüyecek çok sokak var. İlk dört gün Regent Park’ın yanı başında diğer üç gün ise şehrin diğer tarafında Tower Bridge’in hemen yanı başında St. Katerine Dock’ın o kırmızı tuğlalı eski binalarından birinde, Cem’in teras katında kaldım. Hyde Park’taki Serpentine Galeri’de Marina Abramoviç ve Ed Atkins’in müthiş sergilerinden Thames kıyılarında Nothing Hill, Soho, China Town’a, başta Tower Bridge olmak üzere köprülerde yürüyüşlere bir haftalık keyifli bir Londra kaçamağı oldu anlayacağınız. Bu Londra seyahatimde en büyük keşfim ise London Tower ve Tower Sridge’in hemen yanı başındaki St. Katerine Dock. Londra içinde başka bir köşe… Küçük limana demirleyen tekneler, marinayı çevreleyen şık restoran ve kafeler… Şık ve sakin bir köşe oldu benim için St.Katerine Dock.

Londra’daki ilk günümde, o güneşli öğle sonrasında Ertuğrul Özkök Abi’yle Hyde Park’ın çimlerinde mayışıp ardından parkın içinde yer alan Serpentine Galeri’deki iki müthiş sergiyi gezmek için harekete geçtik. İlk olarak Ed Atkins’in “Park Night 2014” sergisini gezdik. Atkins’in bu sergisi istismar, görüntü ve edebiyat sınırlarını aşarak, high definition video art sergisine dönüşmüş ki çok görkemliydi.

Ardından kısa bir yürüyüşle ünlü Sırp sanatçı Marina Abramoviç’in Nothing çalışmasına uzandık. Adı üzerinde aslında hiçbir şey göstermiyor bu çalışma, bir sergi değil bir deneyim. Aslında sessizliğin, sabrın ve hiçliğin ortasında kalıyorsunuz. Girişte saat cep telefonu gibi pek çok eşyanızı teslim ediyorsunuz. Ardından size bir kulaklık veriyorlar ve üç bölümden oluşan salonlara geçiyorsunuz. Duran insanlara, ağır çekim yürüyenlere, uyuyanlara ve bir köşede mercimek ile pirinci küçük bir sehpa üzerinde ayıran insanları görüyorsunuz. Bir süre sonra bu harekete siz de dâhil oluyorsunuz. Sessizliğin dibindesiniz. Tarifsiz yaşanması gereken bir deneyim.

 

Nothing Hill’de yürüyüş

 

Nothing Hill, Julia Roberts ve Hugh Grant’ın o sevimli semtte geçen aşk hikâyesinden yani 1999’dan beri ünlüdür bizim memlekette. Portobello Road’daki dükkânlarda ve tezgâhlarda saatler geçirebilirsiniz. Ben de öyle yaptım. Sonraki günlerde bu yürüyüşler Kensington, Soho, Thames Nehri kenarında devam etti. Ve bu yürüyüşlerde kendi kendime dillendirdiğim düşünce: Medeni şehirler, parklarında, sokaklarında, kıyılarında özgürce yürünebilen şehirlerdir. İstanbul’dan her ayrılışımda bir yandan hep buna öykünür diğer yandan da birkaç güne kalmaz İstanbul’u özlerim. Londra, Paris, Roma güzeldir ama İstanbul benim için başka güzel, özeldir.

Gecelerin Londra’sı

Berner’s Tavern: The Edition Hotel’in içinde bulunan mekân klasik İngiliz, posh bir mekân. Grotesk tarzıyla ama tabii ki kokteylleriyle büyüleyici.

Chiltern Firehouse London: Kentin dokusuna sadık kalarak yaratılmış bir mekân. Akşamüstü içkilerinin adresi ve şehrin yenisi.

Vinopolis: Dev bir şarap evi. Yakınındaki Borough Market çevresindeki barlara da takılıp Klasik İngiliz pub kültürünü yaşayabilirsiniz.

Artesian: Londra’nın en iyi aperatif barlarından biri. Ödüllü barmen Alexino Kratene’nin hazırladığı karışımlara bayılacaksınız.

Coya: Londra’yı ve hatta dünyayı yeni Peru mutfağıyla tanıştıran restoran. Bu haliyle en trendy mekanlardan biri. Loş bodrum katta yer alan bu mekânın, girişteki aperatif barı her zaman oldukça kalabalık. Arkada ise yaklaşık 150-200 kişilik bir restoran var ve yer bulmak çok güç. 18.00 20.00 ve 22.00 de olmak üzere üç farklı rezervasyon alıyorlar.

Mahiki: Dover Street’teki ünlü gece kulübü Beyonce gibi celebrity’lerle karşılaşabileceğiniz bir mekân. Hani iki gün önce Usain Bolt’un Londra’da paparazzilere yakalandığı bar, bu bar. İçkileri servis etme şekilleri çok yaratıcı. Mesela dev bir istiridyenin içine meyvelerle kokteyl konuyor ve bir sürü uzun pipetle bardak olmadan içiyorsunuz…

 

Tramp: Eğlencenin sabahı bulduğu Londra’nın en piyasa gece kulüplerinden… Eğlenmeyi sevenler için olmazsa olmaz. Üst katta sigara içilebilen bir lounge var, yerin iki kat altında ise gece kulübü.

 

Kensington Roof Gardens: Kensington Roof Gardens fazlasıyla ‘prestijli’ ve her daim popüler bir mekân. Dress code “no effort, no entry” olan mekâna giderken Doğu Londra’nın “çabasız şıklık” kavramının salaş avuntusuna sığınmayın, Alexa Chung değilseniz hipster olmanız da bir işe yaramayacaktır, çaba göstermeniz, gerçekten şık olmanız gerekiyor.

 

Cote Brasserie: Thames’in kıyısında klasik bir kahvaltı mekânı. Raoul’s Maida Vale: 20 yılı aşkın bir süredir Londra’nın en stylish mekânlarından.

Yazar Bilgileri

Reyiz mirccet@gmail.com
Özgür yazarlar topluluğu

Yorum Yap